Tüp Bebeğin günümüzde büründüğü kimlik pekçok yüksek teknoloji gerektiren tıbbi uygulamaların aksine güncelliğini hiç yitirmemiş tersine medya ve ticari kaygıların ateşlemesi ile daha da pekişmiştir. Çocuk sahibi olamamanın getirdiği ailevi, sosyal ve psikolojik baskıların sonucunda çiftler tüp bebeği kendileri için kurtarıcı olarak görmüşler ve bunun soncunda da etik ve ahlaki sınırları tam olarak çizilmemiş uygulamaların tıbbi çevrelerce yaygınlaştırılmasına neden olmuşlardır.

Düşünün ki artık tüp bebek uygulamaları için medyada şöyle haberler ve reklamlar yer alıyor:

-bundan sonra çocuksuz çift kalmayacak!

-tüp bebek ile kısırlığa son!

-tüp bebekten sonra şimdide genetik bebek!

-ünlü doktor embryoları lazer ile rahime yapıştırıyor!

-ünlü doktor tüp bebekte mucizevi formülü açıklıyor!

-ünlü doktor dünyada en iyi gebelik oranları bizde dedi!

-ünlü doktor yumurtalık nakli ile kısırlığa son verdi!

-tüp bebek artık %100 başarılı!

-artık ideal bebeğe sahip olmak elinizde!

Peki merkezler ve ünlü doktorlar neden bugüne hiçbir tıbbi uygulamada görülmediği kadar tüp bebeği yozlaştırdılar? Bu sorunun cevabını vermek çok da kolay olmasa gerek. Ülkemizde şu anda yaşanan karmaşa ve umut tacirliği geçmişte İngiltere, Fransa, ABD, Avusturalya gibi ülkelerde de bu kadar yozlaşmasa da yaşandı. Tarihe bakmak ve nedenleri buna göre irdelemek faydalı olacaktır diye düşünüyorum.

1. Tüp bebek gerçekten de kısırlığın tedavisinde devrim niteliği taşıyan bir uygulamadır

Özellikle 1992 den sonra erkek kısırlığının çözülmesine neden olan mikroenjeksiyonun tüp bebek uygulamaları arasında yerini almasından sonra, daha önce çocuk sahibi olma olasılığı olmayan pekçok çift için tünelin sonunda ışık belirmiştir. Ancak unutulmaması gereken halen pek çok çiftin kendi biyolojik ve genetik çocuklarına sahip olamayacağı gerçeğidir.

Tüp Bebek uygulamalarında seçilmiş çiftler ve genç kadınlarda başarı %50 lerin üzerine çıktığı halde uygulama başına canlı doğum oranları %25-30 lar civarındadır. Tekrarlayan uygulamalar ile bu işe başlayan çiftlerin %70 kadarı sonunda gebe kalabilmekte ancak %30'unda tüm çabalar boşa gitmektedir.

2. 1980'li yılların ortasına kadar teknoloji ve tıbbi bilgi ve beceri kısıtlı çevrelerin tekelinde kalmış ancak bu yıllardan sonra tüp bebek merkezlerinin sayısında dünya çapında bir patlama yaşanmıştır.

Örneğin 1990'ların başlarında Londra da apartman katlarında bile tüp bebek yapan merkezler türemiş ve bu merkezler üçüncü dünya ülkelerinden gelen zengin çiftleri hedeflemişlerdir. Ancak hızla bir merkezi denetleme organı oluşturan İngiltere ve diğer gelişmiş ülkeler tüp bebek uygulamalarının etik, tıbbi ve ahlaki sınırlarını net olarak çizmişler ve reklam ve medya ile halkı yanlış bilgilendiren umut tacirliğinin önüne geçmeye başlamışlardır. Bunun beklenen sonucu olarak da mantar gibi biten merkezler birer birer kapanmış ve tüp bebek bir defa daha bu işi bilimsel ve etik olarak yapan kişi ve merkezlerin elinde kalmıştır.

3. Ülkemizde ilk tüp bebek merkezi 1988 yılında kurulmuş ve uzunca bir süre kısıtlı merkezlerde uygulamalar devam etmiştir.

Bu merkezlerden yetişen kişiler bir süre sonra kendi ayaklarının üzerinde durmak için yeni merkezler açmışlar ve merkez sayısı geometrik olarak artarak bugün sadece İstanbul'da 40'ın üzerinde merkeze ulaşmıştır.

4. Türkiye'de tüp bebek, yer değiştirme ve transferlerin televizyon spikerleri ve futbolculardan daha hızlı yaşandığı bir ortamda bilimsel, etik ve ahlaki kuralların kişisel çıkar, ticari kazanç, şan ve söhret kaygılarının gerisinde kaldığı kaypak bir zemin üzerinde oturmaktadır.

Gelişmiş ülkelerdeki tarihsel süreç bizde yeni yaşanmaktadır. Taşların yerine oturması için zamana gereksinim vardır.

5. Tüp bebek aşamaları, tedavisi bilimsel yöntemlere dayanan pozitif kuralları olan tedavilerdir.

Yapılan tedavilerde herhangi bir sihir mevcut değildir. Burada unutulmaması gereken bilimin bütün ilerlenelere rağmen hala üreme fizyolojisini tamamen çözememiş olmasıdır. Yani her şey doğru yapılsa dahi gebelik oluşmayabilir. Bu nedenle her sene mucize bir yöntemle ortaya çıkan tüp bebek merkezlerini görüyoruz. Lenfosit aşısı, ko-kültür, sperm mıknatısı vs... gibi etkinliği ispatlanmamış yöntemlerle müşteri/hasta çekmeye çalışılıyor. Bu tarz yöntemlerin bir süre sonra artık konuşulmadığını görmek oldukça şaşırtıcı.

Benim çocuk problemi olan çiftler tavsiyem bu tarz mucizesi ispatlanmamış yöntemlere kanmamaları.

Peki bu sırada neler yapılmalı?

Tüketicinin yani çocuk sahibi olamayan çiftlerin haklarını korumak için kademeli kontrol mekanizmalarından oluşan sıkı bir denetleme sistemi kurulması şarttır. Bu denetleme sistemi tercihan siyasi ve ticari kaygılar gütmeyen bir çatı altında olmalıdır. Tabib odaları, veya Türk Jinekoloji Derneği bünyesinde oluşturulacak bir komisyonun bunun için en ideal olduğunu düşünüyorum.

Tüp Bebek yönetmeliğinde var olan ve merkezlerin medyayı kullanarak reklam yapmalarına kısıtlama getiren maddelerin yaptırımları ile beraber işletilmesi şarttır. Şaşalı laflar, ucuz edebiyat ve gerçek dışı başarı oranlarına bilinçli medya tarafından da rağbet edilmemesi gerekir. Tiraj kaygısı ile atılan başlıklar tedavisi mümkün olmayan yaralara yol açmaktadır. Medya toplumun doğru bilinçlenmesinde lokomotif rolü üstlenmelidir.

Tüp Bebek Merkezleri gerçek başarı oranlarını (oranının pay ve paydasında neler olduğunu net olarak belirterek) ancak merkezi organlar kanalı ile ve sonuçlar dikkatlice irdelendikten sonra yayınlandıklarında tüketici doğru seçimini yapabilir hale gelecektir. Doğru seçim yapılana kadar açılan maddi ve psikolojik yaraların tamiri zor hatta bazen de imkansız olmaktadır.

Merkezler ve yöneticileri bir araya gelip süregelen bu anlamsız rekabete son vermek durumundadır. Günlük kaygıların gelecekte herkesin zararına olacağı açıktır. Zarara uğrayan kesimin başında ise tüketici gelmektedir. Güvenin yitirilmesine neden olacak bir ortamın yaratılması kolay ancak güvenin geri kazanılması zordur.

Sonuç olarak bilimin tıbbın hizmetine sunduğu Tüp Bebek çok geniş kullanım alanı olan ve gelecekte de son derece tartışmalı uygulamaların gelişmesine zemin hazırlayan bir yöntemdir.

Bugün için merkezlere, hekimlere ve laboratuvarada çalışan embryologlar düşen görev ise bu teknolojileri muhtaç insanları sömürmeden en doğru ve ahlaki biçimde kullanmaktır. Medya ise bilginin yaygınlaşmasında tarafsız ve tiraj kaygısı gütmeyen bir tavır sergilemelidir.

Prof Dr Bülent Urman