Erkekte Kısırlık Nedenleri

Erkeğe ait kısırlık nedenleri başlıca 3 tanedir:

1. Nedeni bilinmeyen sayı, hareketlilik ve yapısal bozukluklar (idiopatik oligoasthenoteratospermi-idiopatik OATs)

Spermin nedeni bilinmeyen sayı, hareketlilik ve yapısal bozukluklarının tedavisi için bugüne kadar çok sayıda tedavi seçeneği denemiştir. Bunların arasında antiöstrojenler (klomifen sitrat), androjenler (testosteron), antioksidanlar (E ve C vitaminleri), kortikosteroidler,ve hareketlilik artırıcı ajanlar (Padutin, Kallikrein) sayılabilir. Yapılan kontrollü ve plasebo karşılaştırılmalı (bir gruba etkin madde diğer gruba ise aynı görsellikte hazırlanmış nişasta veya şeker verilmesi) çalışmalarda yukarıda sayılan bu ajanların hiçbirinin faydalı olduğu gösterilememiştir. Bu nedenle biz kullanımlarını önermiyoruz.

Düzensiz beslenen ve sigara içen erkeklerde E vitamini kullanımı önerilebilir. Sigara içimin azaltılması veya tercihen kesilmesi, dar iç çamaşırlarının giyilmemesi, uzun süreli hareketsiz kalınmaması ve daha sağlıklı bir yaşam biçiminin benimsenmesi önemlidir. Düzensiz beslenen ve sigara içen erkeklerde E vitamini kullanımı düşünülebilir.

Bugün için kabul gören görüş erkeği tedavi etmek değil mevcut spermini kullanmak şeklindedir. Eğer kendiliğinden gebeliğe olanak tanıyan bir sperm analizi varsa, kadının yaşı genç, ve evlilik süresi kısa ise bir süre daha beklenebilir. Toplam hareketli sperm sayısı 10 milyonun üzerinde ise aşılama yapılabilir. Uygulama başına gebelik oranı %10 civarında olup aşılamaya başlayan her 10 çiftten 2-3 tanesi 3 deneme sonundan gebe kalır. Aşılama toplamda 3 defadan fazla yapılmamalıdır. Gebe kalamayan kadınlarda daha fazla tekrar edilmesinin yararı yoktur. Erkek kısırlığında en etkin tedavi tüp bebek ve mikroenjeksiyondur. Kadının da genç olduğu ve yumurtalık kapasitesinin iyi olduğu durumlarda başarı çok yüksektir. Başarı böyle çiftlerde %60'lara kadar çıkmaktadır.

2. Varikosel (Testislerden kirli kanı taşıyan damarların yetmezliği)

Eşlerini gebe bırakamayan erkeklerde en sık rastlanan anormalliklerin başında varikosel gelir. Testislerden kirli kanı taşıyan damar sistemindeki genişlemelere, Pampiniform pleksus yani varikosel adı verilir.

Varikosel gözle görülebilir, elle hissedilebilir veya Doppler ultrason incelemesi ile saptanabilir. Doppler ultrason ile saptandığında subklinik varikosel adı verilir. Mağdur olan erkeklerde kısırlık dışında en belirgin yakınma kronik kasık ağrısı ve baskı hissidir. Bugün için sadece gözle görülen veya elle hissedilen varikoselin önemli olduğu kabul edilir.

Daha önce eşini gebe bırakmış olan erkeklerin %20'sinde varikosel bulunur. Kadının normal olduğu kısır çiftlerde ise görülme oranı %35 - 40 civarındadır. ABD'de askere alınan genç erkeklerin %20'sinde klinik varikosel görülür. Bu erkeklerin daha sonraki uzun dönem takiplerinde varikoseli olan ve olmayanların eşlerini gebe bırakabilme oranlarında farklılık saptandı. Varikoselin nasıl kısırlık yaptığına dair herkes tarafından kabul gören bir teori yok. Mağdur olan erkeklerin menilerinde stres paterni adı verilen sperm morfolojisi ve hareket bozukluğu görüldüğü söylense de, benzer bozuklukların mağdur olmayan erkeklerde de görülmesi bu bulgunun önemine gölge düşürdü.

Varikoseli olan erkeklerde sperm sayısı hareketliliği ve yapısal özelliklerle olmayan erkeklerdeki oran karşılaştırıldığında, aradaki fark çalışmaların tamamında görülemedi.

Varikoselin bugün için tedavisi cerrahidir. Mikrocerrahi ile spermatik ven ligasyonu adı verilen bir operasyonla genişleme gösteren damarlar bağlanır. Bu operasyon endoskopik olarak yapılabileceği gibi radyolojik embolizasyon (radyolojik kontrol altında genişleyen damarı tıkayan bir madde enjekte edilmesi) teknikleri de kullanılabilir. Tekniklerin birbirleriyle karşılaştırmalı çalışmaları olmadığından hangisinin daha üstün olduğu konusunda kesin bir görüş birliği yok.

Genel olarak ürologlar arasında kabul gören görüş subklinik varikosellerin (Doppler ultrason ile saptanan vakalar) tamirinin herhangi bir faydası olmadığı şeklinde. Klinik yani elle hissedilen veya gözle görülen varikosellerin özellikle kornik kasık ağrısı veya baskı hissiyle beraber olanlarının ve genç yaşlarda görülen varikosellerin tedavi edilmeleri konusunda görüş birliği mevcut.

Semen parameterleri bozuk (sperm değerlerinde anormallik olan) kısır erkeklerde tedavi ürologlar tarafından yaygın olarak yapılır. Buna karşın androloglar ve jinekologlar bu tarz varikosellerin tedavisinin yararlı olup olmadığı konusuna daha şüpheci yaklaşır.

Yapılan kontrollü çalışmaların topluca irdelenmesinde, varikosel tamiri yapılan ve yapılmayan erkeklerin eşlerini gebe bırakabilme şanslarında herhangi bir değişiklik olmadığı gözlendi. Özellikle azospermi (meni örneğinde hiç sperm bulunmaması) veya şiddetli oligospermi (sperm sayısı 0 olan veya ml'de 1 milyonun altında olan erkekler) olgularında varikosel tamirinin anlamı yok. Sperm sayısı 5 milyonun üzerinde olan, kadının genç olduğu ve kısırlık süresinin kısa olduğu olgularda ise tedavi düşünülebilir.

Ameliyat sonrası tekrarlayan varikosellerde, ikinci bir operasyon hastanın yakınmaları olmadıkça yapılmaz. Sonuç olarak bugün varikosel, özellikle kısır çiftlerde çok fazla ve çoğu zaman gereksiz teşhis edillen ve gereksiz yere tamir edilen bir olgu. Varikosel ile kısırlık ilişkisinin tam netleşmemesi ve tedavinin fayda göstermemesi nedeniyle, varikoseller bugün için kısırlık araştırmasında rastlanılan tesadüfi bulgular olarak değerlendirilir.

3. Azospermi (Menide hiç sperm olmaması)

Menide hiç sperm bulunmaması anlamına gelen azospermi tüm erkeklerin %1'inde, infertilite (kısırlık) problemi olan erkeklerin ise %10 – 15'inde görülür. Menide çok az sayıda sperm bulunan ağır oligospermi ile azosperminin birbirinden ayırdedilmesi çok önemlidir, çünkü ağır oligospermide meninin santrifüje edilmesiyle elde edilebilecek az sayıdaki spermin mikroenjeksiyon için kullanımı mümkün olabilir ve böylece ilave testlere veya sperm elde etme girişimlerine gerek kalmayabilir. Bu amaçla Dünya Sağlık örgütü en az iki meni örneğinde santrifüj sonrası çökeltinin mikroskopik incelemesi yapılmadan azospermi tanısı koyulamayacağını belirtmiştir.

Azospermik erkeklerin çoğunda sorun sperm taşıyıcı kanallar açık olduğu halde testislerde olgun sperm üretiminin yeterli düzeyde olmamasıdır (nonobstrüktif azospermi). Testis yetmezliği olarak adlandırılabilen bu durum ya testislerin kendisindeki kusurlara veya testisleri sperm yapımı için uyaran hormonların salgılandığı hipofiz bezine ait hastalıklara bağlı olabilmektedir. Hastaların yaklaşık %40'ında ise azosperminin nedeni testislerde üretim kusuru değil, üretilen olgun spermlerin boşaltıcı kanallar aracılığıyla vücut dışına atılma sürecindedir (obstrüktif azospermi).

Azospermi tanısı koyulan erkeklerde detaylı bir özgeçmiş alınarak, fizik muayene yapılmalı ve gerekli laboratuar tetkikleriyle azosperminin nedeni bulunmalıdır. Azospermik erkek değerlendirilirken yapılması gereken temel testler FSH ve testosteron hormonlarının düzeylerinin tayin edilmesidir.

Azospermik erkeklerde testislerden veya epididimlerden sperm elde ederek mikroenjeksiyonda kullanılması sorunlarına kalıcı çözüm getirmemekte ancak o uygulama ile gebelik elde etmeye yaramaktadır. Bu erkeklerin daha sonra kendi kendilerine gebelik sağlama olanakları yoktur. Nonobstrüktif azospermi vakalarında sorun yukarıda bahsedilen hipotalamus veya hipofiz bezi kusurlarına bağlı olduğunda altta yatan hastalığın düzeltilmesi, GnRH, FSH ve testosteron hormonlarıyla tedavi uygulanarak hem erkeksi fiziksel özelliklerin kazanılması hatta bazı hastalarda sperm üretiminin sağlanması mümkün olabilir. Ancak bu tedaviler sonuç verene kadar çok uzun süre gerekmektedir. Ayrıca çiftteki kısırlığa neden olan tek sorunun erkekteki azospermi olması gerekmektedir. Kadında da bir sorun olduğunda ve zaten tüp bebek uygulaması gerekiyorsa bu alternatif tedaviler kısırlığın giderilmesi için geçerli seçenekler olarak görülemez. Ayrıca bu uzun süreçte kadının yaşı da ilerleyeceğinden mikroenjeksiyonla bile gebelik olasılığı giderek düşecektir. Bu nedenle bu tedavi yöntemleri ancak erkekte sperm üretimi dışındaki sorunların giderilmesinde düşünülmelidir.

Asıl sorunun testislerde sperm üretimi olduğu primer testis yetmezliği vakalarında testisteki sorun ya doğumsaldır veya viral enfeksiyonlar, radyasyon, kemoterapi, travma gibi dış faktörlere bağlı gelişmiştir. Sperm üretimi bozuklukları sertoli cell only (SCO) sendromu, matürasyon arresti (sperm üretiminin çeşitli safhalarında takılması), tübüler skleroz (sperm üretiminin olduğu tüplerin hasarı) nedenli olabilir. Bu durumların hiçbirisinin günümüzde kalıcı tedavisi yoktur ve testisten cerrahi yöntemlerle sperm elde edilerek mikroenjeksiyonda kullanılması tek seçenektir.

Testislerde sperm üretiminin normal olduğu ve taşıyıcı kanallarda tıkanıklıklara bağlı obstrüktif azospermide tıkanıklığın cerrahi olarak giderilmesi bir seçenek olabilir mi? Taşıyıcı kanalların mikrocerrahi ile düzeltilmesi ileri düzeyde eğitim ve yüksek deneyim gerektiren bir işlemdir. Dünyadaki en deneyimli merkezlerde bile mikrocerrahi sonrası gebelik elde etme oranı %25-40 arasında verilmektedir ve başarılı vakalarda ortalama gebelik elde süresi 12 ay olarak bildirilmektedir. Bu seçenek göz önüne alınırken yine kadında hiç bir sorun olmaması ve kısırlık sorununun sadece azosperminin giderilmesi ile aşılabilecek olması gerekmektedir. Kadın yaşının bu süreçte ilerleyerek daha sonra cerrahi başarısızsa yapılacak mikroenjeksiyon ile gebelik şansını azaltacak olması mikrocerrahi aleyhine bir diğer faktördür.

Cerrahi sperm elde etme yöntemlerinin tamamı lokal ya da genel anestezi altında uygulanabilir. Bir engel olmadıkça hastaların rahatlığı açısından genel anestezi tercih edilebilir. Hepsi hastaneye yatış gerektirmeden ayakta yapılan işlemlerdir. İşlemler çoğu zaman on dakika ile yarım saat arasında sürer. İşlemlerden sonra günlük hayata devam edilebilir.

Tüm işlemler tüp bebek merkezinde yapılır ve alınan örnekler aynı anda laboratuarda incelenerek sperm bulunup bulunmadığı görülür. Sperm bulunduğunda işleme son verilir.

Cerrahi sperm elde etme yöntemleri:

PESA: Perkutan Epididimal Sperm Aspirasyonu.
Testislerin üzerindeki epididimlere ince bir iğne ile girerek içerisindeki spermleri çekme yöntemidir. Testislerin içerisinde bulunduğu skrotum isimli kese açılmadan ciltten batırılan bir iğne ile uygulanır. Sadece obstrüktif azospermi olgularında uygulanabilir. Bu yöntemle sperm elde edilemezse testisten sperm elde etme yöntemlerine geçilir.

PTSA: Perkutan Testiküler Sperm Aspirasyonu.
Testislerin içinde bulunduğu kese açılmadan ciltten batırılan bir iğne ile testislere girerek testis dokusundan örnek alınmasıdır. Bu yöntemle sperm elde edilemezse TESE'ye geçilir.

TESE: Testiküler Sperm Ekstraksiyonu.
Testislerin içerisinde bulunduğu kese ve herbir testisi çevreleyen tunika albuginea isimli kılıf küçük bir kesi ile açılır. Testis dokusundan küçük parçalar alınır. Kesilen bölümler dikilerek işleme son verilir.

Mikro TESE: Mikroskop altında Testiküler Sperm Ekstraksiyonu.
Testislerin içerisinde bulunduğu kese ve herbir testisi çevreleyen tunika albuginea isimli kılıf küçük bir kesi ile açılır. Testis dokusu mikroskop ile incelenerek geniş görülen kısımlardan örnekler alınır. Kesilen bölümler dikilerek işleme son verilir. Bu yöntemin testis dokusuna daha az zarar verdiğini öne süren yayınlar vardır.

Cerrahi sperm elde etme yöntemleriyle obstrüktif azospermi olgularının %100'ünde, nonobstrüktif azospermi olgularının genel olarak %65'inde sperm bulunabilmektedir.

Obstrüktif azospermi olgularında spermlerin dondurma çözme işlemi sonrası canlılık oranları ve bu spermlerin kullanımıyla elde edilen gebelik oranları oldukça iyidir.

Ancak, nonobstruktif azospermi olgularında elde edilen spermlerin dondurularak saklanması ve sonra tekrar kullanılması tartışmalı bir konudur. Bu hastalardan elde edilen spermlerin önemli bir kısmı yapısal kusurlara sahiptir ve dondurulup çözülme işleminin stresini kaldıramayabilmektedir. Ancak, daha sonraki işlemlerde sperm bulunamaması olasılığına karşı çok seçici bir şekilde uygun spermlerin dondurularak saklanması önerilebilir. Bu grupta mümkün olduğunca taze sperm kullanılmasının başarıyı artırdığı görüşündeyim

Obstrüktif azospermi olguları için literatürde yedi defaya kadar uygulanan hastalar bildirilmiştir ve bu işlemlerin her defasında sperm elde edilmiştir.

Nonobstrüktif azospermi olgularında ise daha önceki TESE'lerde sperm bulunmuş olması koşuluyla 6 defaya kadar TESE yapılan ve sperm elde eidlen hastalar bildirilmektedir.

Mükerrer TESE uygulamalarıyla elde edilen gebelik oranları ilk uygulamada elde edilen gebelik oranlarından farklı değildir.

Birinci TESE'de olgun sperm bulunamayan nonobstrüktif azospermi hastalarının %25'inde ikinci uygulamada sperm bulunduğu bildirilmiştir.

 

BİZE ULAŞIN

Yanıtınız bu adrese gönderilecektir. Lütfen doğruluğundan emin olun.
En kısa zamanda size dönebilmemiz için göndermeden önce lütfen bilgilerinizin doğruluğunu tekrar kontrol ediniz.
BİZE ULAŞIN BİZİ ARAYIN